2 Mart 2016 Çarşamba

SUCUKLU OMLET

SUCUKLU OMLET
10 Dilim sucuk
1 Adet yeşil biber
2 Adet yumurta
2 Yemek kaşığı rendelenmiş kaşar
Kekik,pul biber karabiber

Yapılışı
Yeşil biberleri doğrayın halka şeklinde
 bir tavaya yağı döküp kızdırın.
Biberleri ve sucukları kızartın.yumurtaları kaseye kırın
bir miktar çırpın sonra kaşarı pul biberi tuzu kekik karabiberi de
 atın yumurtanın içine  at tekrar çırpın.
Sonra kızarttığınız sucukla biberin üzerine dökün .


Son olarak tavanın kapanı kapatıp pişirin. servis tapana alıp servis edin
PEYNİRLİ OMLET

Peynirli omlet yapmak isterseniz.
1 Çay bardak süt ,
1 Çay bardak un.
2 Kibrit kutusu peynir.
Karabiber, tuz ,kırmızı biber,

Yapılışı
maydanoz hepsini atıp çırpın,
sonrada tavada  sucuklu omlet gibi pişirin.

Afiyet olsun yazan Seyhan dural

28 Şubat 2016 Pazar

IHLAMUR AĞACI

Adam yeni geldiği şehirde etrafa bakarak dolaşır,
Bir iş seyahati için gelmiştir buraya.
Henüz geleli 10 dakika olduğu şehri hem tanımak hemde randevu yerini bulmak için dolaşır.
randevusuna daha vakit  vardır.

Yol kenarında park etmiş bir arabanın yanından geçerken araçta kafasını dışarıya sarkıtmış
sevimli bir çocukla karşılaşır.
Hem çocuğun başını okşamak hemde gideceği yeri sormak  için eğilir.

Küçük bu şehrin parkı nerede biliyor musun? diye sorar
Bende yabancısıyım sanırım  park sağda der.
Adam gülümseyerek madem yabancısın parkın sağ taraf da olduğunu nereden biliyorsun?diye sorar
Çiçek kokuları, ıhlamur kokuları, çocuk sesleri oradan geliyor der.

Adam kokusunu duyduğun bir tek ağaç seslerini duyduğun mahalledeki çocuklar olabilir
diye karşılık verir.
Çocuk bir ıhlamur ağacından bu kadar koku gelmez hem bir ağacın olduğu yerden bu kadar
kuş cıvıltısı bu kadar çocuk sesi olmaz diye yanıtlar.
Adam çocuğun kör olduğunu anlar ve üzülür .çocuğun yanından
ayrılır.
Çocuğun tarif ettiği yöne doğru gider.
Köşeyi döndüğünde koca bir parkın önünde durur.
Adam gözleri görmeyen
 bir çocuğun kendisinden daha iyi gördüğünü hiç bir zaman unutamaz.

göz bozuklukları  görmediğimizi sınırlar ,görüş bozukluğu ise yaptıklarımızı,
yazan Seyhan dural 28*2*2016





ÇİKOLATALI LOKUM

Çikolatalı lokum

Yarım paket margarin.
1 Su bardağı un.
1 Su bardağı toz şeker.
4 Bardak süt.
1 Paket vanilya.
Hindistan cevizi.

İçine sürmek için.
1 Su bardağı süt.
1 Paket kakaolu pasta kreması.

Yapılışı
Margarini erit unu koy 3 dakika kavur süt ve şekeri koyarak koyulaşıncaya kadar çırpıcıyla karıştırarak pişir.
Sonra vanilyayı ekle ocağı  kapat 5 dakika mikserle çırp fırın tepsisine bolca hindistan cevizi serpip
üzerine pişen muhallebi  dök kaşıkla yay

1 Su bardağı sütle pasta kremasını mikserle çırp muhallebi üzerine ince tabaka halinde sür
Soğuduktan sonra istenilen büyüklük de kesip rulo yap

Afiyet olsun yazan
Seyhan dural

27 Şubat 2016 Cumartesi

Denizlerin öldüğü yaşta olmak

6 Mayıs 2013* itibariyle Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın devlet tarafından idam edilişinin 41. yılındayız. Denizler; kuşaklar sonra izlerinden giden duyarlı, sorumlu gençler tarafından anılıyorlar. Denizleri anarken denizleri anlamak gerektiği hatırlanmalı. Çünkü Denizleri anlamak; 41 yıl öncesinin tarihsel-toplumsal konumu ile bugünü karşılaştırmayı, aradaki toplum-gençlik ilişkisini inceleyip bugüne uyarlamayı gerektirir.
Dünyada kök salmaya niyetleri olmadıkları ve sadece hayatı daha yaşanabilir kılmak, umut yeşertmek için emek verdiklerinden dolayı fidan denildiği unutulmamalı bu gençlere. Bu insanlar, öldüklerinde 23-25 yaşlarındaydılar. Katliamlarda, çatışmalarda, işkencelerde ölen devrimci genç önderlerin azami 27 yaşında oldukları görülür. 27 yaşında intihar ederek fenomen olmuş rock starları ile karıştırılmamalı durumları. Umutsuzluk içinde intihar etmek ve insanca bir yaşam umudu için ölmek arasındaki fark, bir karışıklığı engelleyebilir.
Yaşıtları şu anda YDS puanı hesaplayıp ALES'e hazırlanıyorlar. Geleceksizleşmenin dar kalıplarında, önünü göremedikleri karanlık ve tuzaklı yolda yükseğe tırmanmak istiyorlar. Onlar ise engebeli, sarp, dolambaçlı olan devrim yolunda; sömürge ülkelerde nasıl devrim yapılabileceği üzerine kafa yordular, Uzak Asya'dan Latin Amerika'ya uzanan bir perspektifte dünya halklarının ortak kaderlerini düşündüler. Devrimin 'doğal' önderleri, içinden çıkılamaz ideolojik boş tartışmalar, sol spekülasyonlar yerine pratiğin denenebilirliğine-somutluğuna başvurdular. Biz sosyalizmin öğrencisiyiz dediler, pratikte sınandılar.
Kariyerleri için uğraş verip yükselmek, terfi ve daha fazla para almak ellerindeydi. İyi derecede bir devlet memuru olmak ya da köşeyi dönmek de ellerindeydi. (Sonradan dönen solcuların mevkilerine bakıldığında zaten durum anlaşılabilir.) Zekaları, yetenekleri buna elverişliydi. Tercih yapmaları gerektiğinde, şahsi çıkarları ve halkın ortak çıkarları arasında düşünmeden ikincisini seçtiler. Birikimleri ve zekaları ile nesnel krizleri devrimci duruma dönüştürecek yetkinliğe sahiplerdi. Sinan Cemgil'in annesi Nazife Cemgil'in oğlunun cenazesindeki sözü daha açık anlatıyor durumu:
"Bu oğlum Sinan... Bunlar da onun arkadaşları (Kadir ve Alpaslan), kardeşleri, onlar da oğullarım... Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Her biri üstün zekalı birer güzel insandı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar...”
Azınlığın çıkarlarının çoğunluk tarafından benimsenmesi için toplum üzerinde ideolojik manipülasyon ve şiddet uygulayan devlet aygıtına karşı-hegemonya oluşturmak toplumsal mücadelenin özündedir. Karşı-hegemonik mücadele ise o toplumdaki gençlerin yaşam algılarında ve hayata karşı duruşlarında saklıdır. Gençlerin yaşam tarzları, dünya görüşleri ve beklentileri o toplum üzerindeki hegemonyanın dayanıklılığını ölçer, karşı-hegemonik mücadelenin gücünü belirler. Devrimci gençlik, henüz bireyciliğin hegemonyasının güçlü olmadığı dönemin, atomize olmayan ve toplumla bütünleşen gençliğiydi.
Toplumla aralarında duvarlar değil köprüler vardı devrimci gençliğin. Ki Boğaz Köprüsü'nün inşa edilmesine karşı -köprüsü olmayan yerlerdeki ölümlere dikkat çekmek ve eşitsizliği vurgulamak için- Boğaz'a değil Zap'a köprü diyenler, Hakkari Zap Suyu üzerinde bir köprü inşa ettiler. Ki o köprüyü Deniz Gezmiş'in inşa ettiği efsane halinde anlatılır hala Hakkari'de -ki Deniz aslında hapishanededir o vakit. Muş-Varto Depremi'nde halka yardım ederken görürüz yine devrimci gençliği. Öyle bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında orada değillerdir, halkın ortak çıkarları için, devrimci sorumluluk hissiyle oradadırlar.
Ankara'da hazine arsası üzerine ev yapma hakkı dağıtırlar, ev yapanlara yardımcı olmak için oradadırlar. Deniz Gezmiş de oradadır. Bu varoş mahallede hazine arazisinden beraber arsa dağıttığı, evine su taşıdığı 3 çocuklu Hayriye Sultan; çok sevdiği bu çocuğun arkasından ağıt yazacaktır Şarkışla baskınından sonra. Şarkışla Türküsü olarak söylenen ağıtın orijinalinde Maşa türk ordusu maşa diye bir dize geçirecektir okuma-yazma bilmeyen bu kadın. Emperyalizmin içsel bir olgu olmasının politik gerçeği, okuma yazma bilmeyen birinin ağıtına dökülmüştür.
Devrimciliğin gençliğin potansiyelinde olduğunu göstermiştir toplumsal belleğe kazınan bu gençler. Toplumsal mevkilerindeki görece serbestlik nesnel bir koşuldur. Sorgulayan bir düşünce sistemine, cesarete ve değiştirme enerjisine sahip olmaları da nesnel koşul sayılabilir. Bir tercih olarak devrimci mücadeleye yönelmek ise gençliğin öznel koşuludur. Geçmişte Che Guevera gibi bir liderden, Fransa 68 gibi bir hareketten beslenilmiştir. Politik bir duruş, siyasi bir tavır olarak yaşamlarını mücadelelerine adayan devrimci gençlik de, geleceği besleyen ögeler olmuştur.
Gençlik, neo-liberal tüketim çağında en geniş tüketici kesim olarak en önemli hedef kitle. Gençliğin ifade özgürlüğü tüketim özgürlüğüne ve marka seçimine kısıtlanmış durumda. Gençliğin karşı bir hegemonya yaratmasını frenleyen, düzene eklemleyen borçlandırma yöntemleri ve hala bu düzene umut bağlamasını sağlayan kanallar var. İçindeki muhalif enerji, toplumsal hoşnutsuzluklar; internet, mizah dergileri, bira sohbetleriyle beraber savrulabiliyor. Burada ise, muhalif ve alternatif başka bir perspektif çizmenin zorunluluğu devreye giriyor.
Devrimci bir perspektif ikili bir eksende açıklanmalı: Değişmek ve değiştirmek. Değişmek; bilinçlenmeyi, karakter olarak gelişmeyi, kalıplardan sıyrılmayı, zeka, cesaret ve birikimi bir enerjide buluşturabilmeyi kapsar. Değiştirmek ise tüm bunlardan yararlanarak toplumun nesnel koşullarını, öznel devrimci koşulları, evrensel ve ulusal kriz koşullarını hesaplayarak var olan düzenin nasıl değişebileceği üzerine harekete geçmek olur.
Gençlik, değişmeye en yatkın, değiştirmeyi en çok seven kesimdir. Tüm toplumlarda, toplumsal kurtuluş mücadelelerinde en ön saflarda yerini bulmuştur. Bu yüzdendir ki soluna devrimci önadını almak da en çok gençlik adına yakışır...
Denizlerin öldüğü yaşta olmak, denizleri anarken denizleri anlamayı gerektirir. Toplumsal belleğe sadece isim olarak katmayı değil; şu anki gençlik mücadelesinin kaynaklarından olan bu insanları mitleştirmeden, fikirler ve örnek kişilikler olarak kazandırmayı gerekir. Soluna devrimci önadı almanın gönüllülüğünü ve sorumluluğunu da taşımayı gerektirir...

*Yazı Murat Dural tarafından, 5 Mayıs 2013'te Radikal Blog'da, 6 Mayıs'ta Sendika.Org'da yayımlanması için hazırlanmıştır. 

24 Şubat 2016 Çarşamba

değerimiz ne kadar

İyi bilinen bir  konuşmacı ,konferans vermeye gider .
Elindeki 50 doları  200 kişilik salondaki dinleyicilere sorar.
 Bu 50 doları kim ister her kez elini kaldırır.
 Konuşmacı sizden birine bu parayı verecem fakat önce bazı şeyler yapacağım

Parayı önce buruşturdu  hala isteyen var mı diye sordu?

eller gene havadaydı . bu sefer, konuşmacı dedi ki:
_Peki bu paraya şunları yaparsam?
parayı yere attı ve üzerine bastı kirletti.

Fakat eller gene havadaydı parayı her kez istiyordu.

konuşmacı şöyle dedi
arkadaşlar burada çok önemli şey öğrendiniz.burada paraya ne yaptıysam hiç önemli değil,
onu yinede istiyorsunuz, çünkü benim ona yaptığım şeyler onun değerini düşürmedi,
O hala 50 dolar.
Hayatımızda çoğu kez verdiğimiz kararlar hayat şartları nedeniyle hırpalanır,
canımız acıtılır,yerden yere vuruluruz kendimizi kötü hissederiz,
fakat  ne olduğu veya ne olacağı önemli değil,
hiç bir zaman değerimizi kaybetmeyiz,
Temiz veya pis, hırpalanmış, yada kırılmış bunların hiç biri önemli değildir

Seni sevenler senin ne kadar değerli olduğunu bilecekdir.

Aktaran SEYHAN DURAL

23 Şubat 2016 Salı

AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU

Aşık Veysel Şatıroğlu
1894 de Sivasın Sarkışla ilçesine bağlı sivrialan köyünde  doğmuştur.
Bir dönem köy enstitülerinde  saz hocalığı yapar.
Tarzı Türk halk müziği.
1965 de özel kanunla maaş bağlanır.
Şiirleri  deyişleri 1950 de sazımdan sesler
dostlar beni hatırlasın 1970 isimli kitaplarında toplandı
25 yaşında Esma adında bir kızla evlenir.
2 çocuğu olur 1 kız 1 oğlan
oğlu 10 gün sonra ölür.
Daha sonra karısı terk eder ve 1 yaşında kızıyla kalır
2 Sene sonra kızı da ölür.
 1973 de akciğer kanserinden vefat eder.

 Babasının adı Ahmet annesinin adı Gülizar  dı Aşık Veysel Çiftçi bir ailenin çocuğudur.
7 yaşına geldiğinde çiçek hastalığın dan sol gözünü daha  sonrada sağ gözünü kaybeder.
Hayatı zorluklar ve karanlık içinde geçer.
 Aşık Veysele babası bir saz alır.önce Ozanların türkülerini parçalarını  çalmayla başlar.
 1933 de Ahmet kutsi tecer'in teşvikiyle kendi sözlerini yazıp  söylemeye başlar

Aşık geleneğinin son  büyük temsilcisidir.
1970 li yıllarda Hümeyra,,Fikret kızılok. Esin avşar, ve bazı müzisyenler
Aşık veyselin deyişlerini düzenliyerek  yaygınlaşmasını sağladı.
Türkçeyi yalın kullanırdı.  tanınmış eserleri


  • Sivas ellerinde,
  • Dostlar beni hatırlasın.
  • Kahpe felek
  • Güzelliğin on para etmez
  • Uzun ince bir yoldayım
  • ve diğerleri bazı kaynaklar 36 olduğunu söyler bazı kaynaklarda daha fazla olduğu söylenir
  • aşık  geleneğinin son temsilcisi büyük ozan  parçaları hala dillerde

  • vede tüm olumsuzluklara rağmen yılmayarak büyük eserler bırakmış
  •  bende bu büyük değerleri
  • elimden geldiğince hatırlatmak amacıyla ara ara yazıyorum. araştırarak.çünkü bu değerler unutulmayacak kadar değerli  sanatçılarımız.
  • YAZAN Seyhan dural  kaynak vikipedi ve diğerleri


KISSADAN HİSSE BİR HİKAYE

Hintli bir yaşlı usta  çırağının her şey den şikayet etmesinden bıkmıştı.
Bir gün çırağını yanına çağırıp onu tuz almaya gönderdi.
 Çırağı tuzu getirince
bir avuç tuzu bir bardak suya atıp içmesini söyledi.
Çırak yaşlı adamın söylediğini yaptı fakat içer içmez tükürmeye başladı.

Tadı nasıl ?diye soran  yaşlı adama öfkeyle acı diye bağırdı.
Usta gülerek kolundan tuttu ve dışarıya çıkardı.
Az ilerde ki gölün kenarına götürdü ve çırağına bu kez bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesin
 istedi
Söyleneni yapan çırak, bu sefer ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken
aynı soruyu sordu.
Tadı nasıl?
'' ferahlatıcı'' dedi genç çırak
''Tuzun tadını aldın mı? diye soran yaşlı adamı. ''Hayır'' diye  yanıtladı çırağı

Bunun üzerine yaşlı adam,suyun yanına diz çökmüş çırağının yanına oturan adam
  şöyle dedi.

Yaşamdaki acılar tuz gibidir,ne azdır, nede çok, acının miktarı hep aynıdır.
Ancak bu acının acılığı ,neyin içine konulduğuna bağlıdır.
Acın olduğunda yapman gereken tek şey acı veren  şeyle ilgili duygularını genişletmektir.
Onun için sende artık bardak olmayı bırak göl olmayı çalış.
 AKTARAN Seyhan dural 23/02*2016