3 Şubat 2016 Çarşamba

NEFİS AÇMA TARİFİ


NEFİS AÇMA
2 Bardak süt
1 bardak ılık su
1 tane yaş maya
1 kaşık tuz
1 kaşık şeker
 Yarım paket sana yağ
1 Tane yumurta

Peynir lor veya normal
Maydanoz ve susam veya çörek otu



Yapılışı ılık suyla mayayı 5 dakika ıslatın.
Başka bir kapta unu tuzu şekeri sütü yumurtayı ve ıslanmış mayayı da atıp hamur yapın.
Kulak memesi yumuşaklığında. Sonra gelmesi için hamuru bırakın dinlenmeye.
 Hamur geldikten sonra hamuru yuvarlak açıp içine peynir koyun.
 katlayıp şekil verin fırın tepsisine dizip üzerine yumurtanın sarısını sürüp.
 180 derece ısıtılmış fırında pişirin NOT İçine  ne isterseniz koya bilirsiniz.


Afiyet olsun.



Kolay Profiterol

 KOLAY PROFİTEROL
 4 Elma
1 Paket 250 gr bisküvi
1 Paket kakaolu veya çikolatalı puding
Ceviz veya dövülmüş fındık yarım su bardağı ,
yoksa atılmadan da oluyor.
 1 kaşık tarçın  severseniz atın.



Kakaolu puding
2 Buçuk bardak süt
1 Kaşık un
2 Kaşık nişasta
 3 Kaşık kakao
1 Buçuk bardak şeker 1 paket vanilya
ocağa koyup pudingi yapın ılık olarak dökün topların üzerine.

Yapılışı elmaları rendele,  bisküvileri kırarak elmalarla karıştırıp,
ufak toplar yapıp bol cama dizin.
Üzerine kakaolu  puding yapıp üzerine dökün.
daha sonra hindistan cevizi serpin.
 Hazır puding alıp da yapabilirsiniz.vakti olmayanlara
NOT Çikolatalı sosla da yapabilirsiniz
Afiyet olsun  3.2 .2016

17 Ocak 2016 Pazar

Büyük Sanatçı Sadri Alışık

Sadri Alışık
5 Nisan 1925, İstanbul'da doğmuştur.
Eşi Çolpan İlhan..
Oğlu Kerem Alışık..
İstanbul Erkek Lisesi'nde okudu.
Meslekleri tiyatrocu, oyuncu, komedyen...
1939'da Eminönü Halkevi'nde amatör olarak sahneye adımını atar.
1949 Raşit Rıza Tiyatrosu'nda profesyonel olur.
Yaşamı boyunca 200 filmde oynadı. Bu sayının bazı kaynaklarda 500 yakın olduğu söylenir.

1994'de Antalya Film Festivali'nde Yengeç Sepeti'ndeki rolüyle en iyi erkek oyuncu ödülü alır.
Sadri Alışık bir dönem 45'lik plaklar da çıkarmış.

Avare, Dalgamıza Bakalım, Tophane Rıhtımında, Turist Ömer, Turist Ömer Arabistan da plakları...
Kara kalem  ve yağlı boya tabloları yapmış.

Sadri Alışık, Türk sinemasında  bir ekol ve bir fenomendir.
En beğenilen filmlerinin başında bir Bollywood uyarlaması olan Avare gelir.
Turist Ömer'de şarkı söylemesi, espri yapması tüm seyircinin  sevgisini kazanır.
Turist Ömer selamı aklımıza kazındı...
Ah Müjgan Ah, Gariban, Kavanoz Dipli Dünya, Karakolda Ayna Var, Agora Meyhanesi, Ah Güzel İstanbul gibi...
Sadri Alışık 'güldürürken düşündüren sanatçı' tanımı üzerine en çok yapışan insanlardan biriydi.

Güzel bir sözü var.

Düşündüm de insan ömrü dediğin bir sayfalık hikaye. Onu da olur olmaz yerde karalamak yanlış. Her şeye gülüp geçmek lazım. Onun için sen de gül ama yalancıktan değil.

Bir diğer yol gösterici sözü ise: Sokak köpeklerine selam vermek adam olmaya çeyrek var, demektir.,

Duyarlılığı güler yüzlülüğünden gelen bir sanatçıydı.
Oynadığı rolün hakkını  veren bir yıldızdı.
Beyaz perdede Kemal Sunal ve Sadri Alışık birbiriyle karşılaştırılamaz, değeri ölçülemez sanatçılardı.
Filmlerinin mesajlarının hakkını veren sanatçılardı.

Hatırlanması gereken değerli sanatçılarımız, unutulmaya gelmeyen insanlarımız... ,

Ben de kendi açımdan bir döneme damgasını vurmuş sanatçılarımızı, okuduklarımdan ve gözlemlediklerimden yazmaya çalıştım. Zaman zaman sayfamda, böyle güzel insanlara yer ayırmak gereği duyuyorum.
,
Mekanları cennet olsun, her zaman kalbimizdeler.

Yazan Seyhan Dural

17.01.2016

15 Ocak 2016 Cuma

İKİ CAN DOST

 BİR HİKAYE
2 CAN DOST
Çok samimi 2 arkadaş vardı. Biri kurnaz ve atılgan..
.Diğeri ise saf, dürüst ve sessizdi.
 Kurnaz olan, saf, olanın yanına gidip  işlerinin bozulduğunu
 paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek para ister.Saf ve dürüst olan
 elinde avucun da ne varsa arkadaşına verir.
 Kurnaz olan işlerini düzeltir.
Aradan bir süre geçtikten sonra kurnaz olan, diğer arkadaşına tekrar gelir.

Diğer arkadaşının evlenmek olduğu nişanlısını ister.
Kızı çok beğendiğini ve onsuz yaşayamayacağını söyler.
   Saf olan kız arkadaşıyla konuştuktan sonra, onuda verir.
 Çok sevdiği dostuna.. gün gelir kendi işleri bozulur.
arkadaşım beni ortada bırakmaz diye iş istemeye gider arkadaşına.

Kurnaz olan fabrikasında iş vermez arkadaşına.
Sonra bir parka oturur yanına bir yaşlı adam gelir çok hasta olduğunu söyler .
Fakir olduğundan ilaçlarını alamadığını söyler.
Bizimkisi yaşlı adamcağıza acıyıp karnını doyurur. evini öğrenin ona yemek falan götürür.

Bir zaman sonra yaşlı adamın vefat ettiğini öğrenir.adamın zengin olduğunu,
tüm malını da kendine bıraktığını öğrenir.Saf kahramanımız artık zengindir.
bir ev alır tam dostunun karşısında.
Bir gün kapısına dilenci bir kadın gelir.Çok aç olduğunu kalacak yeri olmadığını söyler.
 Bizimkide yardım eder evine alır kadına bakar oda evin işlerini yapar karşılığında ona bakar.
Günler geçer kadın bizimkine evlenmesi gerektiğini söyler.

Bizimki önce hayır der sonra kadını kırmaz.kadın bunu bir kızla tanıştırır ve aşık olurlar.
Sonra düğününe can dostunu da çağırır .düğünde migrefon
u alır başlar konuşmaya.
Her şeyi anlatır can dostunun yaptıklarını salondaki her kez duygulanır. Kim bu vefasız diye merak ederler.
 Sonra kurnaz olan alır mikrefonu başlar anlatmaya benim o vefasız der.
İşim bozuldu gittim bütün parasını verdi işimi düzeltim fabrikam var.
 Ondan kız arkadaşını istedim çünkü onunla  parası için evleneceğini biliyordum.

İş istemeye geldi vermedim.
Çünkü emrim altında çalışmasını istemedim . fabrikada seninde payın var desem almazdı.
Gururundan kabul etmeyeceğini biliyordum.O yüzden babamı   gönderdim ona.
 Parktaki yaşlı adam benim babamdı onu gönderdim

Ölünce miras bıraktığı para  onun arkadaşımın fabrikadaki  payıydı.
Sonra kendisine bakamaz olduğunu duydum .Kapısına gelen dilenci benim annemdi. onu gönderdim dostuma ona baksın diye.
Bu gün benim en mutlu günüm.
Zira can dostumun evleneceği kız benim kız kardeşim.
.işte biz böyle can dostuz
*** Anonim

 Aktaran Seyhan dural






14 Ocak 2016 Perşembe

Bir kıssadan hisse hikayesi

BİR HİKAYE
Çin de bir adam her gün boynuna dayadığı kalın sopanın iki ucuna
 astığı testilerle dereden su taşırmış evine..
Bu testilerden birinin yan kısmında çatlak varmış.
Diğeri ise hiç kusursuz çatlaksızmış.,ve her seferinde  bu kusursuz testi
adamın doldurduğu suyun tümünü taşır ,ulaştırırmış eve.
Ama her zaman boynunda taşıdığı testilerden çatlak olanı eve yarım.
diğeri dolu olarak varırmış.2 sene her gün bu şekilde geçmiş.

Adam her iki testiyi suyla doldururmuş ama vardığında sadece 1,5 testi su kalırmış.
Tabi ki kusursuz,çatlaksız testi vazifesini mükemmel yaptığı için çok gururlanıyor muş.
Fakat zavallı çatlak olan kusurlu testi,çok utanıyormuş.
Doldurulan suyun sadece yarısını eve ulaştırabildiği içinde çok üzülüyormuş.
İki yılın sonunda bir gün görevini yapamadığını düşünen çatlak testi.
ırmak kenarında adama şöyle demiş.,

Kendimden utanıyorum.Şu yanımdaki çatlak nedeniyle,sular eve gidene kadar akıp gidiyor..
Adam gülümseyerek dönmüş testiye..Göremedin mi*yolun senin tarafında olan kısmı
çiçeklerle dolu.Fakat kusursuz testinin tarafında hiç yok.
Çünkü ben başından beri senin kusurunu, çatlaklığını biliyordum.
Senin tarafına çiçek tohumları ektim,Ve her gün o yolda ben su taşırken,
sen onları suladın.2 senedir o güzel çiçekleri toplayıp masamı süslüyorum.

Sen kusursuz olsaydın o çatlağın olmasaydı evime böyle güzellik ve zarafet veremeyecektim.,
 diye cevap vermiş.Aslında hepimiz biraz çatlak testiyiz.
Her birimizin kendine has kusurları vardır.
Fakat sahip olduğumuz  bu kusurlar ve çatlaklardır hayatımızı ilginç yapan,
mükafatlandıran, renklendiren,
Onların kusurlarını değil, içlerindeki güzelliklerini görün.
Etrafımızdaki her kişiyi oldukları gibi  kabullenin.
Anonim

Aktaran: Seyhan dural 14*01*2016


11 Ocak 2016 Pazartesi

Filmler ve Yeryüzü

“Neden sonra aralarından biri konuştu. Gösterişsiz, herhangi biri. ‘Bak yabancı’ dedi. Şaşırttın bizi. Umutlarımız için ön yüzü sırlı bir ayna sundun. Geriye işleyen bir saat. Ters çevrilmiş bir eldiven, kaynağına akan bir ırmak. Oysa biz basit insanlarız. Ve ölümlü. Yaşamayı ve baharı bu yüzden severiz. Doğan her şeye inanırız. Çocuklara, güneşe, bize düşler sunan ay ışığına…”

Bir Ocak günü doğan ve yine bir Ocak günü kaybettiğimiz Onat Kutlar’ın Bahar İsyancıdır isimli deneme-öyküsünden bir alıntı... Bu şiirsel öyküde; bir gezgin, aşılması çok zor bir duvarın arkasında geleceğin olduğunu umut edenlerin ülkesine geliyordu ve yükselen duvarın arkasında bir gelecek değil, onlarla aynı umudu paylaşan insanlar olduğunu söylüyordu. Ama ‘vatandaş’ları bu duruma inandıramamıştı.

Neden sonra (ne şiirsel bağlaçtır), öyküdeki insanlarla film seyircisinin bir bağını keşfettim. Kitlelerin sinema alışkanlığının, gerçekleşmeyeceğini bildiği hayallere inanıp fantezilere dönüştürdüğü umutlarından haz almak olabileceğini düşündüm. Yüksek duvarların üzerine gerilen beyazperdede çoğumuz, bilinçdışı hallerimizle özdeşleşmek isteyebiliriz: Tüm kabalığımıza (samimiyet) rağmen toplumca onaylanmak, gaz çıkararak (bir çeşit samimiyet belirtisi) sosyetenin gücünü kırmak, seçilmiş kişi (aslında atanmış) olup dünyayı kurtarmak, tesadüfen hayallerimizin aşkına rastlayıp şehvetli duygularla engeller aşmak…

Bir soru: Bir filmin senaryosunun iyi sayılması için inandırıcı olması gerekliyse, neden senaryosu ayakta duramayan filmler gişe rekoru kırıyor? Galiba seyirci -olabildiğince eğlenmek şartıyla- zaten inanmaya hazır bir halde sinemaya geliyor. 2015’in ve tüm zamanların Türkiye’de en çok izlenen yabancı filmi Hızlı ve Öfkeli 7’nin sırrı da bu mu? Yığınla inandırıcılık sorununa ve motor sesi fonuna sahip bu filmdeki, gökdelenler arasında uçan otomobilin heyecan verici olduğu doğrudur. Seyirci, hızlı otomobillerle hayatında göremeyeceği ülkeleri gezerken, inandırıcılık sorununu düşünmek de sinema eleştirmenlerine kalabilir. Ve birçok klişe böylece içselleşip görmezden gelinebilir. Vurucu cümlesini söyledikten hemen sonra son nefesini veren kahramanı düşün. Son nefes ile son sözün, çayın son yudumu-sigaranın son nefesi gibi, aynı anda tüketilmesi mümkün mü? Bu sinematografik ölümü gerçek hayatta deneyenler olmuş mu? Ya nefesi sözden fazla geldiği için istediği etkiyi yaratamamış ya da lafının en heyecanlı yerinde son nefesini vermiştir herhalde…

Bir soru daha: Biz basit ve ölümlü insanların yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla gösteren filmler de niye ilgi çeksin ki? Tabii ki; mahkemede döne dolaşa şov yapan lafazan Amerikan avukatını, ağzının içine baktığımız karizmatik ve zeki kötü karakteri, üzerine yağan kurşunlardan koşa zıplaya kaçan aksiyon yıldızını, romantik komedilerdeki birbirleri için yaratılmış (cast sırasında) güzel çifti izlemeye değer bulacağız. Hakimin zaten tınlamayacağı yazılı ifadesini sunan avukatı, iki lafı bir araya getiremeyen çete başını, tek polis kurşunuyla ölen insanı, uyumsuz çiftler arasındaki şiddetli geçimsizliği mi izleyelim? Bunlar en fazla ana haber bültenlerinin konusu olabilir.

Her ölümlü son nefesinde büyük sözler sarf etmek, ölürken dahi kendisini özel hissetmek ister. Bu nedenle olacak ki, bin yıllardır evrende kendisini özel hissetmek isteyen insanlar, dünyayı kurtaran ‘seçilmiş kişi’ efsanesini üretmişler. Bütün mitolojilerde, dinlerde ve sinemadaki mitlerde görebiliriz onları. Marvel’ın süper kahramanlarından Matrix’e, Peter Pan’dan Star Wars’a, özdeşleşerek izlediğimiz kim bilir kaç seçilmiş kişi geçti hayatımızdan? (Bir de Yenilmezler var ki, ‘Yaşasın seçilmiş kişilerin birlikteliği’) Onlarca yıldır, sonunda kahraman ve yancılarının kazanacağını bile bile tıpış tıpış gidiyoruz yine de bu filmlere...

Dünyanın en büyük sektörlerinden olan sinema piyasası, bir kitle etkinliği düzenlemesine karşın perdenin berisindeki her insana kendisini özel hissettirmeyi amaçlıyor. Çoğu film, hayallerimizi en kısa yoldan sömürerek gişe yapmaya çalışıyor. Bir savunma olarak –çok fazla seçenek sunuluyormuş gibi- “Halk bunu istiyor” denilebilir. Belki istiyor da olabilir. Ama bir sinema tekeli, TV seyirliği bir film için bin küsur salonu kapatmasa da daha demokratik bir ortamda görsek kimin neyi istediğini... Hayallerimizi zenginleştirebilecek, ‘duvarın arkası’nı gösterebilecek filmler de en azından herkese ulaşabilse! ‘Bize farklı düşler sunan ay ışığı’ olarak hayal etme şansımız olsa projeksiyondan beyazperdeye yansıyan ışığı.

Son soru: “Sahi siz, en son ne zaman güzel bir filme gittiniz?” şeklinde klişe bir yazı sonu yerine, kurucusu olduğu Sinematek aracılığıyla yıllar boyu insanlara dünya sinemasından güzel filmler izletmiş olan Onat Kutlar’la bitirelim. Balyoz ve Özgürlük isimli mektubunda, ‘baharı simgeleyen kuşlar’a benzettiği gençlere “Filmleri ve yeryüzünü doğru dürüst tartıştığımız yok. Ne oldu size? Neredesiniz?” diye soran ve bu ay 80. yaşını dolduran Onat Kutlar’ı özlemle anıyor, isyancı bir bahara benzeyen güzel bir yıl diliyorum.

Not: Onat Kutlar’ın izinden giden dijital sinema kütüphanesi sinematek.tv, film, belgesel, afiş ve makale arşivleriyle ilgililerine önerilir.


Murat Dural

Tavada kolay börek

 Tavada kolay börek

300 Gram lor peyniri veya sert peynir.
2 veya 3 adet yufka
yarım demet maydanoz
1 çay bardağı süt
1 adet yumurta
yarım çay bardağı sıvı yağ

Yapılışı
İlk olarak yumurta süt çırpıp sos yapıyoruz.
Maydanozları ince ince doğrayıp peynirle karıştırıyoruz.
Bir yufkayı teflon tavayı yağlayıp seriyoruz üzerine sostan biraz sürün.
.Diğer yufkayı da 4 bölüp hazırladığımız sosa yarısını  daldırıp üzerine seriyoruz.
.Sonra peyniri üzerine serpiyoruz. Daha sonra kalan 2 parçayı da sosa daldırıp peynirin üzerine seriyoruz.
 Daha sonra yufkayı kapatıp .kalan sosu üzerine döküp  ocakta tavada kızartıyoruz
Afiyet olsun..Seyhan dural 11*01*2016